Tazelenme Zamanı

Tazelenme Zamanı

Mevsim; yenilenmeyi, uyanışı, toprak altında bekleyenlerin filizlenmeye başlamasını, yeşermeyi ve çiçeklenmeyi temsil ediyor. Sadece temsil mi ediyor, bizzat her an buna şahitlik edeceğimiz bir ortam yaratıyor. Doğa bu sene sadece pembe renkte çiçekler açmak istiyorum demiyor üstelik. Tüm muhteşemliğiyle yaratabildiği her renkle karşımıza çıkıyor. Tazelenerek, yenilenerek dönüşüyor.

Çoğunluğumuz artık şehirlere doğuyor. Bu gerçek bir kenarda dursun şimdilik!

Şehirde büyüyen yaşamlarımız şehrin kendi şartlarına göre şekilleniyor.  Apartmanlara girip uyuyoruz, kilit parke taşların üzerinde toprakla temas etmeden yürüyüp çalışmamız için inşa edilmiş yine bir başka betonarme yapıya giriyoruz. Bazı binalarda doğal havalandırma bile yok. Evlerimize dönerken müthiş bir kalabalığın ortasına dalıp trafikte saatlerimizi geçirebiliyoruz. Oyalanmak için alışveriş ve eğlence merkezlerine gidiyor, karnımızı doyurmak için esasında bedenin ihtiyacı var mı yok mu diye sormadan yiyip içiyoruz. Sosyalleşmek için yine yapıların içine atılıyoruz. Dev binaların arasında kalmış ufacık parklardan yolumuz geçerse ne ala, bir iki kuş sesi, birkaç ağaç, çiçek ya da hayvan ile karşılaşıyoruz. Sonuçta bir gün daha bitiyor. Yaşamımızı bir gün daha sürdürdük. Keyfimiz fena da değil açıkçası. Yarın yeni bir gün başlayacak sis ve gaz kaosu ile birlikte. Binlerce insan hep birlikte birbirimize çarpmadan hücum edeceğiz şehrin farklı noktalarına. Kısa vadede günü kurtarıyor gibi görünen bu sistem uzun vadede tatminden yoksun bir hikâyeye dönüşüyor. Yapay bir çevrede gelişen yaşam doğal çevreden ayrı düşmeye başladığı anda patolojik bir durum oluşmaya başlıyor. Bununla yaşayabiliyoruz, fakat derin bir ızdırap ile. Izdırabın adı iletişimin kopmuş olması.

Hadi hep birlikte şehirden taşınalım doğada yaşayalım demiyorum. Böyle bir şeyin mümkün olup olmadığını da bilemiyorum. Bu gibi konularla işimiz yok zaten. Bu işlerin uzmanları var. Onlar yeterince kafa patlatıyorlar.

Ben, şehirde yaşadığımız gerçeğini kabul etmekle işe başlamaktan bahsediyorum. Şehrin içinde de baharın gelişini hissedebileceğimiz anlar yaratmaktan bahsediyorum. Gelip geçerken, bir ağacın dallarında öten kuşları fark edebilmekten, bir diğer insanın yüzündeki gülümsemeyi karşılayabilmekten, bir sokak hayvanının başını okşayabilmekten, arada bir de olsa toprağa basabilmekten bahsediyorum. Yoksa hayaller âlemine koşmak değil bahsetmeye çalıştığım.

Uyanmayı hatırlatan mevsim her seferinde kendini gerçekleştirirken insan topluluğu olarak bizim de kendimizi gerçekleştirmemiz mümkün. İçerideki ızdırap dinebilir. Binlerce insan bunu fark etmeden yaşayıp gidiyor. Bir türlü iyileşemiyorlar. Bir türlü dinmiyor içlerindeki huzursuzluk. Ne yapsalar dolmayan bir boşlukla yaşıyorlar. Fakat tam tersi de mümkün. Fark edebiliriz.

Baharın gelişini, yenilenme ihtiyacımızı, yavaşça uyanarak hayata açılmayı, zamanı gelen fikirleri hayata geçirmek için adımlar atmayı ve kendimize özgü renklerimizle diğer renklerle ahenk içinde hayatın içinde var olmayı önce fark edip sonra buna hakkımız olduğunu anlayabiliriz. Adımlarımızı bu bilinçli temel üzerine attığımızda yeryüzünün desteği kaçınılmaz.

İşte o zaman ister şehirde yaşa istersen bir dağın yamacında hayat fark edene açılıyor. Ve sonunda artık yerin önemi kalmıyor. Yaşam egzoz dumanlarının arasında da ağaçların arasında da uyumla akıyor. Ve insan olarak yaşamla birlikte ahenk içerisinde yaşanılıyor. Boşluklar doluyor. Izdırap geri çekiliyor. Anlamsızlık ortadan kayboluyor. ‘Yeryüzünün hikâyesi bu’ diyerek var olunuyor. Ona karşı çıkarak, direnerek, mücadele ederek değil.

Her şeyden önce ‘fark etmek’ gerekiyor. Fark ettiğinde yaşama alan açmaya başlayabilirsin artık. Yaşam tüm ihtişamıyla sana doğru gelmeye başlar.

Çünkü hayat fark edene açılıyor.

Elif Çelikkayalar

Related Posts