Yoga bir emek ve disiplindir

Yoga bir emektir diyordu Hintli bir yoga hocası

Hangi şey emekten yoksun gelişebilir ki diye düşünmüştüm bunu ilk duyduğumda. Düşünme ve cümleyi ele alma şeklim bile küçümseyiciydi. Hep bir ‘bunu bilmeyecek ne var’ halindeydim. Sonraları anlamıştım ki yoga bir konuda iyi olmak için emek vermeye benzemiyordu. Hep aynı yanılgıya kapılıyordum. Birçok insanın da bu yanılgı içerisinde olduğunu görüyordum. Gelişmek, ilerlemek, iyi olmak, yapmak üzerine kurulu yukarı yönlü zihinsel bir yol vardı. Yol üzerinde ise bunu bilmek için âlim olmaya ne gerek var durakları. Bu yolda dikine tırmanıyorduk bir diğerini ardımızda bırakarak. Bir dağa tırmanmak gibiydi yaşam bu şekilde bakıldığında. Bahsedilen ise bir vadiye kurulup oranın tadını çıkarmaktı. Yoganın içinde bir emek vardı, doğru, fakat bu emeği verme şekli ve verdikten sonra tanrılara adak adar gibi, yaratıcı ile buluştuktan sonra yavaşça ve saygıyla bir adım geri çekilip beklentisizce sadece var olma hali tümüyle farklıydı. İngilizce öğrenmeye ya da milli bir yüzücü olmaya benzemiyordu. Sevdiği ve merak duyduğu için başladığı her konuda uzmanlaşmak isteyen insanlığın ilerleme tutkusu, emek. Çünkü ancak bir yere varmak için adım atmak gerekiyor, bir eyleme ihtiyaç duyuluyor. Ortada bir çaba varsa gelişme ve ilerleme olabiliyor. Emek veriliyor.

Oysa yoga bilinçli bir canlının hayatını değerli kılan bir olgudur. Hayatın değerini vurgular. Yoga yaparak kim olduğunu ve belki niçin burada olduğunu keşfe çıkıyor insan. Bunu anlamak için yoga yapmaya ne gerek var diye düşünüyordum ilk zamanlarda. Müziğe tutkun varsa müzik yaparsın. Resim yapmayı seviyorsan resim yaparsın. Futboldan keyif alıyorsan oynarsın. Bu kadar karmaşık olmaya gerek yok diyordum. Fakat yapmaktan çok olmak için bir keşif fırsatı sunuyordu yoga. Bu keşif ne yukarı yönlü ne sağa ne sola doğru ne de aşağıya inerek gerçekleşen, düzlemsiz bir eylemler bütünü. Yoga bir emek ise, emek bu keşif aracını öğrenmek ve anlamak için kullanılıyor olabilirdi. Bir uzay gemisini uçurmayı öğrenmek yahut domates çorbasını nasıl yapacağını bilmek ile aynı şey. Marşa basmak için kullanılan şey emekti. Böylelikle keşif başlıyor. İlk keşfe çıkmaya hazır olunduğunda da tüm yoga bilgisiyle kişi gönüllü olarak kendisiyle buluşuyor. İlk buluşmanın çetin geçme ihtimali var. Bir aynaya yansıyan suretler gibi görünenler kabul edilir ve ya korku ile yarıda kesilir yahut hiç bakmak istenmeyebilir. Fakat ayna orada duruyor. Gizli bir harita gibi suretlerin ardında başka şeylere uzanan yollar var. Bu yollar patikalara açılıyor. Sonrası da var. Daha sonrası ve daha sonrası… Nereye çıkacağını bilemediğin kara delikler ve evrenin genişleyen karanlığı gibi. Kararlılık ve disiplin ile bu galaksilere keşfe çıkılıyor. Uzay gemimize binip içerideki başka âlemleri ziyaret etmek gerçek sandığımız hayatlarımızın içerisinde bir rutin haline geliyor. Ve bir süre sonra da ritüel. Tüm bu keşiflerde ne ilk olma hedefi var, ne milli olma, madalya alma isteği ne de tüm dünyaya yapılan keşfi duyurma ve alkışlanma arzusu. Aksine, mevcut olanları yani öğretilenleri ve bilinenleri de boşalttığın bir hafiflik içerisinde tüy gibi adımlarla gelip geçme hali var yeryüzünden. Hiç kimseye hiçbir şey kanıtlama zorunluluğu duymama hali. Hiç kimseden ‘aferin’ almaya ihtiyaç duymama, yapılan hiçbir eylemden pişmanlık duymama, yoğun bir coşkuyla hayatın içinde sekerek ilerlediğimiz yeni bir hal ortaya çıkıyor.

Bu bakımdan yoga bir emekti, evet. Tam ve bütün bir şekilde varken var olmaktır.

Hayatta olmak, bu gerçekten emek ister. Yaşam formu olarak ortalıkta dolanmak değil hissederek, yaşayarak var olmak bir emekti.

Var olmak…

Namaste!

Elif Çelikkayalar

Related Posts

Leave a Reply